MEDYA BİZE NE YAPAR! [II]

nzPq14rk_400x400
Medya ile ilgili bir çok tartışmanın en yararlılarından biri ‘kapitalist sistemde siyasetin, en önemli güç haline geldiği görülen medyaya eklemlenmesinin yarattığı etkilere’ ilişkindir. İlk yazıda vurgulanmağa çalışıldığı gibi iletişim, sosyo-ekonomik-kültürel bağlamı içinde tarafsız bir iş görüyor değildir.Kitle iletişim araçlarının mülkiyet yapısı, teknoloji politikaları ve bilginin ticarileşmesi gibi unsurlar konunun emperyalizmle bağını,bir başka deyişle emperyalizm-kapitalizm ideolojisinin medya metinleri üzerinden nasıl servis edilegeldiğini açımlar. Tam da bu nokta, aslında, özellikle sosyal medyadaki gelişmeler dikkatle izlenirse bu ‘servisin’ topyekün bir kapsamayı başaramadığına, çeşitli ölçeklerde bazı ‘direniş alanları’nın çoğalarak geliştiğine de işaret eder.
Kitle iletişim araçları, bir değer olarak aslında demokratik bir güç olan ‘bilgi’nin çoğu kez ticarî bir meta olarak yayılmasını sağlarken, küreselleşmeyle birlikte uluslararası tekelleşmenin yarattığı yeni merkezileşme kitlelerin düşünme, algılama ve kavrama tarzını belirleyerek bir tehdit ve ama tersinden bakıldığında da bir olanak olarak görülebilir. Kitle iletişim araçlarına da sahip uluslararası sermaye ve güç odaklarının, dünyayı tek bir mekan,dolayısıyla tek bir pazar haline getirme fikrini içeren küreselleşmenin, ’küreselleşme’ kavramının kendisini de aynı araçlar yoluyla günümüzde yaygın olarak referans alınan bir kavram haline getirdiği söylenebilir.
‘Küreselleşmiş’ dünyada kitle iletişim araçlarının, kültürel değerler, ideoloji ve davranış kalıpları taşıma rolü aslında basit olarak zenginliğin ve iktidarın meşrulaştırılması rolüdür; kitle iletişim araçları, ‘sahipleri’ ve ‘kontrol altında tutuldukları’ güçlerin çıkar ve beklentilerine –her zaman planlı ve açık olmayıp ‘kendiliğinden’ olarak- hiç değilse kendi varlıklarını sürdürebilme adına hizmet etmekle yükümlü kılınmaktadır. Özetleyerek ifade edilebilir ki iletişim,-metin ve söz- olmaksızın iktidarın toplum nezdinde meşrulaştırılması mümkün gözükmemektedir.
Bu halde, günümüzde, siyasal alanı da anlayıp dönüştürebilmenin yollarından biri kitle iletişim araçlarının yapısını ve işleyişini anlayabilmekten geçer. Bu noktada ayrıca üzerinde durulması gereken, kitle iletişim araçlarındaki tekelleşme olgusunun sadece belirli bir ülkeye ait olmayıp, tekelleşmiş çok uluslu medya sermayesi niteliğinde oluşudur. Bunun en büyük sonuçlarından biri, kamu yayıncılığı anlayışını zayıflatıp kitle iletişimini, medya sermayesinin çıkarlarına hizmet edecek şekilde örgütlenmiş ekonomik düzenini sürdürmesi için kitleleri bu düzenin ideolojik yapısı ve tüm değer içeriklerini kabullenmeye ikna edecek bir alan haline getirmesidir
Sonuç olarak, kitle iletişim araçları ve bize ne yaptıkları konusu, teknolojik aşamaları anlamayı ve bu araçların tarifini yapmayı aşan, kitle iletişim sürecini ekonomik, siyasal, toplumsal bağlamından koparmadan kavrayabilmek ve medya alanındaki demokrasi tartışmalarını doğru bir bağlama oturtabilmek için iletişim alanının en önemli boyutlarından biridir. Bu yazı dizisine de başlık oluşturan medyanın bize ne yaptığı sorgulaması, bir başka deyişle kitle iletişim ürünlerinin manipüle edici etkisi, ancak bu boyutun atlanmaması halinde açıklayıcı ve elverişli bulgular sağlayabilir.
Bulguların elverişliliği, başlangıçta, medyanın gücünün; insanların düşünce, kanaat, davranış tavır ve dolayısıyla tutumlarını etkilemede gördüğü işlevlerin doğru teşhisiyle ve ardından alternatif bir medya anlayışının kitlelerle buluşmasının yollarının aranmasıyla mümkün kılınır. Medya ürünlerini, medya araçlarına egemen olanların-sahiplik ve denetleyen olma anlamında- kendi sınıfsal çıkarlarını meşrulaştırmanın ve sürdürmenin bir yolu olarak tariflemekle başlayan bir yaklaşım, halen ve doğrulukla medyanın kültür ve ideoloji üzerinden tüm toplumu etkilediğini kabul ederek ‘medya-iletişim-iktidar ilişkisini’ kaba ve indirgemeci bir yaklaşımdan kurtarmalı ve özellikle sosyal medya alanındaki yeni gelişmeleri de portföyüne alıp yeniden tariflemelidir; toplumun yeniden üretilmesinde kitle iletişim araçlarının oynadığı rol ve mülkiyet yapısı ile medya ürünlerinin kültürel içeriği arasındaki bağlantı çevresine bir de ‘sosyal medya’ eklenmelidir. Belki de, kitle iletişimini açıklamağa yönelik iki yaklaşımdan Marksizmin, kitle iletişim araçlarının ‘eşitsiz toplumsal ilişkilerin sürmesi yolunda ideolojik imgelerin ve temsillerinin biçimlenmesine destek olduğu’ iddiası kitle iletişimi için saklı tutulabilecekken, liberalizmin, ‘ifade özgürlüğünün korunmasında kitle iletişim araçlarının vazgeçilmez bir rolü olduğu’ iddiasının sosyal medya için ileri sürülebilir bir nitelik kazandığı düşünülebilir. Bu satırların yazarı, medyanın bize ne yaptığı sorgusunun, medya etkilerinin gücünü ve türünü tayin eden toplumsal-tarihsel şartlardan koparmadan kapsamlı bir toplumsal bağlam içine oturtulması gereğine inanır; böylelikle medyanın, sadece,sınıfsal eşitsizlikleri koruyacak şekilde hareket etmeyip aynı zamanda bu eşitsizliklerin çoğaltılıp güçlendirilmesinde de etkili olduğunu kabul eder. Toplumda sadece maddi kaynaklar değil ve aynı zamanda iletişim araçları üzerinden ‘bilgi’ de eşitsiz bir biçimde dağılmaktadır; sosyal medya bu eşitsizliğin önemli oranda değiştirilebileceği çıkış yollarından birisi gibi değerlendirilmelidir. Dünya eğer, medya üzerinden anlatılan hikayelerle algılanıyorsa, bir başka deyişle gerçek, medya tarafından yeniden kurgulanarak gerçek oluyorsa bu handikaptan çıkmamız ve özgürlükçü alanlar oluşturabilmemiz için hepimizin, kendi özgün hikayemizi yaratmağa ve ana akım medyadan ve sermayeden bağımsız araçlarla anlatmağa ihtiyacımız var.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir