MEDYA BİZE NE YAPAR! [I]

nzPq14rk_400x400İnsanın kendini ve toplumu var etmesi çabasında ‘iletişim’, en temel etkinlik olarak gözükmektedir ve yaklaşık 35 bin yıl önce konuşmaya başladığımız tahmin edilirse, bir o kadar yıldır iletişim faaliyetinde bulunuyoruz demektir.
Bütün canlılar gibi insan da varlığını doğa ile etkileşim içinde sürdürmekte ancak  diğer canlılardan farklı olarak bu etkileşiminde araya ‘kültürü’ koymaktadır. Bu etkileşim içinde, insanın kendini var etme ve yeniden var etme ihtiyacı, insandan insana bir ‘ilişkiyi’ doğurur, ilişki ise ‘iletişimi’; yani bir yapıdan diğer bir yapıya bir mesajın iletilmesini ve bir cevap alınmasını zorunlu kılar. Bu yazı dizisi, özellikle sosyal medya ağlarının yaygınlaşmasıyla farklı bir boyut kazandığı gözlenen bireysel iletişimi, önemini kabullenmekle birlikte dışarda tutarak iletişimin kitlesel boyutunu irdelemeyi amaçlamaktadır.İletişim araçlarının, özellikle televizyonun, dünyayı milli sınırlar kavramından uzaklaştırıp ‘küçülttüğünden’ bu yana, artık çok geniş kitlelere yönelen, kitlelerin düşünce, davranış ve tutumlarını etkileyen boyutuyla iletişim, birçok sorunun cevabının arandığı bir alan haline gelmiştir.Bu arayışta, medya etkilerinin ne olduğu ve nasıl oluştuğu, kitle iletişim araçlarının toplumu hangi ölçüde, nasıl ve ne yaparak etkilediği, bir başka deyişle medyanın kamuoyu yaratmadaki gücü başat bir konumdadır.
Konunun önemi şuradadır; medyanın kamuoyu yaratmadaki gücü aynı zamanda bir demokrasi ve özgürlük tartışmasına eşlik eder; medya tek yönlü sayılabilecek bir ilişki biçimiyle kitleleri etkilemede iddia edilen düzeyde bir güce sahipse, toplum ‘medya gücüne’ sahip olan ‘güç odaklarının’ istek ve çıkarlarına göre şekilleniyor demektir. Bu tablo, çağdaş toplumun özgür, demokratik bireylerden oluştuğu kabulünde ve hızla değişen teknolojilerin eşlik ettiği ‘gelecek tasarımında’ hasar yaratır. Bu nokta, alternatif medya arayışlarına; kendini büyük sermaye ve siyasal güç odaklarının dışında, bir ölçüde özerk ve bağımsız bir yapıda tutabilme ihtimali taşıyan yerel medya ve baş döndürücü bir hızla kendi özgün alanını yaratan sosyal medyaya ayrı bir önem kazandırır.
Unutulmamalıdır ki medyanın kamuoyunun oluşumuna etkisi, geleneksel yaygın medya düzeyinde olduğu gibi yerel ve sosyal medya düzeyinde de, ‘medyanın demokrasiye katkısı’ tartışmasına içerir; bu tartışmanın önemli bir boyutunu ise ‘yaygın medyanın tekelleşmiş ve bir örnekleşmiş yapısı’ karşısında yerel ve sosyal medyanın oluşturabileceği alternatifler ve sunabileceği olanaklar bakımından giderek önem kazanması oluşturur.
Sözü edilen tartışmanın bir başka boyutu ,kitle iletişimi, kitle iletişim araçları ve iletişim sürecine dair her olay ve olgunun sosyal, siyasal ve ekonomik bir boşlukta var olmadıkları, olamayacakları düşünüldüğünde, iletişim araçlarının egemenliğinin, kontrol ve denetiminin kimlerin elinde olduğu temeline oturtulmalıdır.
Tarihsel süreç , teknolojik ve ekonomik gelişmelere göre şekillenen kitle iletişim araçlarının her yeni teknoloji üretimiyle içerik olarak da değiştiğini göstermektedir; elle basılan bir gazetenin içerik yapısıyla internet üzerinden yayımlanan bir gazetenin içerik yapıları birbirlerinden hayli uzaktır. Buradan hareketle, kitle iletişim araçlarının üretim ve mülkiyet yapılarına, bir başka deyişle kitle iletişimini, kitle iletişim araçlarının ve içeriklerinin üretimini biçimlendiren teknolojik ve ekonomik belirleyicilerine bakmaksızın incelemek eksik bir bakış açısını ifade eder. Ne var ki, aynı zamanda, kitle iletişimini, araçların üretiminin ekonomik ve teknolojik temeline indirgeyen bir bakış açısı da eksik addedilmelidir. Bu boyutu, iletişim sürecine, bu araçlara kimin nasıl sahip olabildikleri, iletişim ürünlerinin hangi sosyal, siyasal ve ekonomik bağlamda üretildikleri sorularını da tartışarak bakmayı zorunlu kılar. İletişimin kitlesel bir boyut kazanması ve kitle iletişim araç ve gereçlerinin üretilip geliştirilmesi tesadüfi değilse bu araçlara egemen olma ve denetim altında tutma, tekelleşme gibi nitelikleri de tesadüfi değildir.
Bu bağlamda, sosyal medyanın kitleleri harekete geçirecek denli etkili kullanımının artmasıyla ve ülkemizde, özellikle uluslararası sermayenin medya alanına girmesiyle kitle iletişiminin tekelleşmiş ulusal yapısının giderek değişim göstereceğini ve kitle iletişiminin kurumsal yapılarının ve içeriklerinin yeni şekiller alabileceğini öngörmek mümkün görünmektedir. Bu değişim, bir çok gerekçeyle, sosyal medyanın sözü edilen gücüne ve bu gücün medyanın geleneksel temel işlevlerinden biri olan kamuoyunun serbestçe oluşmasını sağlaması yoluyla demokratik ifade özgürlüğüne katkıda bulunması bağlamında önemsenmelidir.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir