Entelektüel, Gazeteci, Muhalif, Sürgün…

nzPq14rk_400x400
Bu ‘yalan’ dünya ve ‘yalancı’ dünyada, siyasi ahlak toplumsal ikiyüzlülüğün üstüne oturmuş çatır çatır çatırdamaktadır ve zorba olan mazlum olanı hırpalamaktadır ve elbette mesele sahip olanlarla sahip olmayanlar arasındadır ve zorbanın kuyruğuna takılmışlar sallanır koltuklarında şimdilik keyif çatmaktadır… ve entelektüel ne yapmaktadır!
Entelektüel, boyun eğmeden, diz bükmeden, hayatın hep ‘itiraz’ hallerini sevmektedir. Ne sürüye uymaktadır, ne de tek başına değiştirme gücüne sahip olmadığını bildiği can yakan toplumsal hale tanıklık etmekten kaçınmaktadır. Elbette dobradır, sözü gevelemeden çıkarandır ve unutturulmağa çalışılan tarihlerin ‘düzeltilmesine’ katkı sunandır.
Muhaliftir, isyankardır, tuzu kuru bir duyarsızlık ona uzaktır ve elbette ‘manevi rantların’ da peşinde koşmamaktadır; sonu yalnızlık ve sürgün olsa da hakikati anlatmaktadır. Şimdi, şu anda, bedeni mahpusta, yüreği kuş kanadında uçmaktadır.
Entelektüel, mücadeleyi, bir takım süslü sözcükleri bir takım ağdalı cümlelere dönüştürmekten ibaret sananları ayıltmaktadır; ‘bir takım değerlere’ sırtını yaslayarak, üç beş sloganı diline dolayarak, masalarda, meydanlarda, köşe yazılarında hem adalet naraları atıp hem de zulmedenin avukatlığına kalkışmayandır.
Hakikat karşısında, kimliğini “Ceddin deden…”le* tanımlayanın keyfi kaçmaktadır ve “ced”* yapmağa kalkışmaktadır. Ve mesele başka bir biçimde hortlatılmaktadır, çünkü esasında ‘hakikat’, ’ne yazık ki’ oldukça can sıkmaktadır ve sadece kulağı değil, ezberleri de tırmalamaktadır!
“Neslin baban…” ‘entelektüel’ sözcüğünü zaten hep olumsuz bir vurguyla kullanmaktadır, zira entelektüel, statükoya daima karşı durandır. Yazdığı ve söylediği, cümle alemin malumuysa da, o ‘malumu’ perdeleyen yaygın kabul görmüş anlatı kategorilerini kıran da odur ve her türlü iktidara ve zorbalığa karşı hakikati söyleyen de o. Ne koruması gereken bir “makamı” ne resmi makamlarda “itibarı” ne hortumlu banka hesabı ve ne de taşeron firmaları vardır; o ‘esas’tan mağrur, ‘usul’den mağdur ve ezelden ‘bir dilim ekmek, bir yırtık hırka’ kıvamındadır.
Entelektüel yazmaktadır, eylemektedir, konuşmaktadır; kişisel bir risk alarak kişisel sesiyle, özgün tınısıyla gerçekliğe işaret ederek ve onu deşerek ve derinde olanı yüzeye çekerek adaletin değerine inananların temsilcisi olmaktadır. Ve elbette uzlaşmayandır ve elbette doğrulukta muvafıktır ve elbette karşı koyuş gücüne sahip çıkandır ve elbette temkinli ve sevimli olma kaygısı taşımayandır ve haliyle ‘yılgınların’ saldırısına maruz kalmaktadır.
Sorgulama gücü sonsuz, direniş bilinci evcilleştirilmeyecek olandır ve “kader”in kötülüğüne kör kalmayandır. Ne kitle dalkavukluğu, ne etnik çığırtkanlık, ne de iktidara bağlılık naraları önünü tıkayamayacaktır. Güçlü olandır; elbette, hakikati söylemenin gücü iktidara tapınmanın gücünden uzun ömürlü olacaktır. Eşitlik, adalet ve özgürlük gibi evrensel insani değerlere öyle parti kongrelerinde, örgüt toplantılarında sarf ettiği sözlerinde filan değil, yüreğinde yer verene ve hakikati zikredene bizzat tarihin kendisi sahip çıkacaktır.
Ve ‘ihanetin’ ayak sesleri hiç de çığırtkanın işaret ettiği o uzak yerlerden tıkırdamamaktadır; dikkat etmeli dostlar, uyanık olmalı, gerçek ihanetin ayak sesleri oldukça yakındadır.
Gene de gene de, umutvar olunmalı; elbette, bu gün de, bu ülkede de, bir onuncu köy vardır ve hane sayısı zannedilenden oldukça fazladır!

Hamiş: Bir dizi konferansıyla ‘Entelektüelin kamusal görevi’ hususunda ufkumu açan entelektüel eylem insanı Edward SAİD’i saygıyla selamlıyorum; başlık bu esinlenmeden oluşturuldu.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir