Çocuğu Terbiyelendirmek

Muhterem okuyucularım

Bu köşede her on beş günde bir, eğitim hususunda siz değerli okuyucularıma seslenmeye, kıymetli fikir ve yorumlarımla size ışık olmaya çalışacağım.Bugün anlatacaklarım_06_orhaner özellikle anne ve babaları ilgilendiriyor Fikirlerimi iyice idrak edebilmek için ortalıkta çocuklar falan oynuyorsa onları banyoya kilitleyin; çünkü bugün “ailede çocuk terbiyesi” hususuna değineceğim. Bu çok mühim bir meseledir, dikkatinizin dağılmaması icap eder. siz yazıyı okuyuncaya kadar banyoda kilitli kalsın baş belaları. Sevgili rahmetli babam da öyle yapardı, nur içinde yatsın.Yaramazlık yaptığım zaman, ya da yaramazlık yapmayı düşündüğüm zaman, ya da babam benim yaramazlık yapma ihtimalimi düşündüğü zaman beni banyoya kilitlerdi. Banyo karanlık, hiçbir yerden ışık gelmez, çok korkardım. Babam, daha çok korkayım diye kapıyı tırnaklar, tuhaf tuhaf sesler, hırıltılar çıkarırdı. Ağlaya ağlaya betonda uyuya kalırdım. Çocukluğumun yarısı banyolarda geçmiştir efendim. Eğer bugün, böyle kıymetli fikirlerimle, böyle nezih bir köşeden size sesleniyorsam, banyoda geçirdiğim karanlık saatlerin katkısı çok büyüktür efendim. Tabii ki babamın öpülesi ellerinden suratıma yediğim Osmanlı usulü dayaklı şamarlarının da kişiliğimin oluşmasında hatırı sayılır katkıları olmuştur. Babam, vurdu muydu duvara yapıştırırdı beni, duvarda izim kalırdı. İzlerim hala evimizin duvarlarında gözükür. Fiziksel gelişimim de o duvarlarda net olarak takip edilebilmektedir. Duvardaki izlerime bakıyorum da en çok boy attığım dönem 14 yaşımmış; cetvel ile ölçtüm, o dönem tam 15 cm boy atmışım.

Aile terbiyesi çok mühim bir meseledir. Konuyu iyi idrak edebilmek için ailenin ne olduğunu bilmek lazım. Aile nedir? Hepimiz bunu okul sıralarında ezberledik; “aile, toplumun en küçük üyesidir.” Yani toplum ailelerin bir araya gelmesiyle oluşur. Ailenin daha iyi anlaşılması için bir misal vereyim: mesela nar nasıldır?İçinde bir sürü küçük kırmızı meyvecikler vardır. Bu küçük şeyler bir araya gelerek nar denilen meyveyi oluşturur. İşte toplum da bunun gibidir, nar gibidir. “Çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane” şeklindeki ünlü atasözümüz de ailenin önemini anlatır zaten. “Eve geldim bin tane” derken, eskiden evlerin, yani ailelerin çok kalabalık olduğunu anlatmak istiyor (gerçi biraz abartı var, bin tane diyor. O kadar da değil canım! Bin kişi bir eve sığar mı? Eskiden apartman da yok).

Eskiden hala, amca, dayı, teyze, falan filan aynı evde kalır, aynı sofraya oturur, aynı diş fırçasını kullanırlardı. Akrabalık bağı çok güçlüydü. Şimdi öyle değil, sadece anne-baba-çocuk var. Sıkıntıdan patlıyorlar. Akşama kadar televizyonun başında çekirdek yiyorlar. Bu aile modeline “çekirdek aile” denmesi de bundandır.

Eskilere bakıyorsunuz daha efendi, daha terbiyeli. Niçin? Çünkü sadece anne-babanın değil, dayının, amcanın, teyzenin, halanın, dedenin, ninenin de eli değmiş. Çocuk diyelim ki yaramazlık yaptı, ilk dayak hakkı babanındı. Sonra dede, amca, anne, dayı, teyze filan, hiyerarşik bir düzenle devam ederdi fasıl. Çocuk, her büyüğün elinden mutlaka geçerdi. O yüzden çocuk, bir kabahat işlemeden önce kırk defa düşünürdü. Şimdi öyle mi? Çocuk biliyor ki yaramazlık yaparsam sadece anne-babadan kötek yiyeceğim, iki dayaktan ne çıkar diye düşünüp her türlü yaramazlığı yapıyor.

Okullarımızda da dayak maalesef yasak. Müfettişler, teftişe geldiklerinde öğretmenin dosyasından çok öğrencinin kulağına bakıyor. İki kulak arasında ebat olarak bir dengesizlik varsa hemen soruşturma başlatıyorlar. Kulak çekmeden çocuk terbiye edilebilir mi? Çarpım tablosu öğretilebilir mi? Çocuğa soruyorsun bir çarpma işlemi, aval aval yüzüne bakıyor. Sonra çarpma işlemini yapmak öğretmene düşüyor. Çarpıp oturtuyorsun haylazı. Tabii ki çarpma işini yaparken de dikkatli olmak, bu işi usulü ile yapmak lazım. Bu iş teknik iş. Çocuk nasıl ki “çarpım tablosunu” bilmek zorundaysa, öğretmen de “çarpım tekniklerini” bilmek zorundadır.

     Bir çocuğa baktığınızda aile terbiyesi, okul terbiyesi alıp almadığını hemen anlarız. İyi terbiye edilmiş çocukların kulakları ekseriyetle daha büyük olur. Dikkat ederseniz hayvanlar aleminde en terbiyeli hayvan olarak filler gösterilir. Etliye sütlüye karışmaz, efendi efendi otlayıp dururlar. Çünkü büyük kulaklı olmak metapolizmayı terbiyeli yapar. Bunu ben değil, ilim adamları diyor. Bakın kurbağalara, kulakları yok denecek kadar küçüktür. Dolayısıyla terbiyeden de nasiplerini almamışlardır. “Vrrak vrak” bağırır, çamurların içinde debelenip dururlar. İnsanın üstüne (affedersiniz) çiş bile yaparlar. Satırlarımı güzel bir atasözü ile bitirmek istiyorum:

Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.”

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir