NATO Toplantısındaki Başbakanların Toplantısına Bende Katıldım-1

dingilik

 

Biliyorsunuz benim yayınlanmaya hazır bir çok kitapım baskı aşamasında olan bir yazar, aynı zaman da şayir yönüde olan entellekdüel kimliğimde olan bir aydın olarak Türkiye de geçen günlerde olan nato toplantısına duyarsız kalamazdım. Otobüse atlayıp 27 haziranda İstanbu’la giderek BOP dedikleri purojenin tam anlamıyla iç yüzünü öğrenmek maksadıyla konunun bir numaralı adamı sayın Buşh ile bir görüşme yapmak için İstanbu’la gittim. Baskı aşamasında bir sürü kitapı olan aynı zaman da araştırmacı-gazeteci yönümle de ülkemizin henüz değeri anlaşılmamış entellekdüel kimlikli bir aydın olarak BOPun ne olduğunu bilmek ve bunu birinci ağızdan duymak benim hakkımdır ve toplantıya iştirak etmek kimse için bir zararı yoktur. sonuçta ben ne terörüstüm nede canlı bompa taşıyan bir anarşiklerle bir alakam yoktur. ama gel de bunu nato vadisi olarak dedikleri yerde nöbetçi olarak bekleyen polislere anlat. Beni içeriye koymadılar. Çantamda taşıdığım baskı aşamasındaki kitaplarımı göstererek nasıl bir adam olduğumu göstermek isteyince hemen beni bompacıymışım gibi üzerime çullanarak tıpkı düşünce suçlusu gibi hissettim kendimi. Sonra içinde bir çok değerli dosyalarım şiyirlerim, roman taslaklarımın olduğu çantamı bompa imha ekipleri tarafından fünye ile dedikleri bir şeyle patlatarak baskı aşamasındaki kitaplarım sayfaları adeta rüzgarda savrulan yapraklar gibi gökyüzünde savruluyorlardı. Çantamın içinde bompa çıkmayınca benim geriye kalan yanmamış sayfaları toplamama bile izin vermeyerek hemen buradan git dediler. Ama araştırmacı-gazeteci kimliğimi tam olarak idrak edemediklerinden hemen gideceğimi sandılar ve benimle ilgilenmediler. Zira o sıra bir sürü yabancı ülkelerin başbakanları geçiyordu, galiba bizim başbakanımız sayın Tayib Bey onlara nato vadisinin coğrafik yapısı ile ilgili gezdirip bilgi veriyordu.bende bu fırsatı değerlendirerek aralarına karıştım ve sanki ben de bir ülkenin başbakanı gibi davranıyordum. Zaten üzerimde tıpkı onların giyindikleri türden gayet resmi bir takım giyindiğimden onlardan farkım yoktu. Sonra birlikte saray gibi bir yer olan bir yerde kuş sütünün eksik olmadığı bir ziyafet masası donatılmıştı. Ben hemencecik bir yer kaparak oturdum sonra diğerleri de kaptı.ama başbakanlardan bir tanesi ayakta kalınca bir kişinin fazla olduğu anlaşılacak ve benim başbakan değil de baskı aşamasında kitapları olan entellekdüel olduğum anlaşılacak diye endişe ediyordum. Başbakanı’mız Tayib Bey ortaya çıkan bu karışıklıkta ne yapacağını önce bilemedi, çaktırmadan başpakanları saydığını gördüm. Sonra tanımamış gibi gözlerini bana diktiğini görünce, ben şans eseri yanıma Buşh oturmuştu. Ona ingilizce “havar yu” yani nasılsınız diye sorunca Buşh da bana “tenkyu” diyinçe aramızda sanki bir sohpet , bir samimiyetlik varmış gibi oldu, o zaman tayib bey benden şüphelenmedi ve sandalye istedi.

Yemek esnasında tayib bey arasıra bana bakıp şüpheli şüpheli bakıyordu. O bana bakınca ben de Buşh’a dönüp havar yu diyerek konuşuyordum, buşh la aramızın samimi olduğunu tayib’e göstermek istiyordum. Hatta yemeğimin içindeki etleri de Buşh’un tabağına koyarak samimiyetimi artırmak için güzel bir jest yaptığımın kanısına vardım ki buşh da bu jestimden ötürü bana tenkyu dedi ve peçetenin üstüne koyduğu tavuk derisini bana karşılık olarak vererek jest yaptı.

Yemekten sonra içki içilen bir kokteyl vardı, diğer başpakanlarla oraya giderek bende yeşilaycı olduğum halde bir kadeh şampanya aldım, herkes kendi arasında sohpet ederken benim yanıma da bir başbakan gelip benimle İngilizce bir şeyler konuşuyordu. Bende anlamış gibi kafamı sallıyordum ve her şeye yes yes diyordum, o gülünce bende ondan daha çok gülerek durumu çaktırmıyordum. Bu arada sık sık tayib bey’le göz göze gelerek onun hala benden şüphelendiğini hissediyordum, o zaman da hemen buşh’un yanına gidip havar yu diyordum. Pek bünyem içkiye alışık olmadığından başım dönüyordu, bi kaç kere afedersiniz istifra edecek pozisyona geldim ama her seferinde gırtlağıma kadar gelen kusmukları yutmak suretiyle idare ediyordum. Ama artık bünyem daha dayanacak hali yoktu, buşh’a havar yu dediğim bir sırada yutup yutup biriktirdiğim takriben bir buçuk kova civarında kusmuğumu sayın buşh’un yüzüne istifra etmek suretiyle boşalttım. herkes başımıza üşüştü Utancımdan gözlerim karardı, sadece buşh’un burnunda sallanan yemekte bana jest yaparak verdiği tavuk derisinden başka bir şey göremiyordum.

Devamı bir dahaki sayıda  

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir